Dünya Fotoğraf Günü

Bugün dünya fotoğrafı 177. Yaşını kutluyor.

Dünya Fotografçılık Günü, tamamen fotoğrafı kutlamak ve fotoğrafın ne kadar özel olduğunu hatırlamak temeline dayanır. Peki neden 19 Ağustos? Çünkü dagerreyotipi, yani Louis Daguerre tarafından keşfedilen, gümüş levha üzerine fotoğraf çekme tekniği Fransız hükümeti tarafından ilk kez 19 Ağustos 1839′da tüm dünyaya hediye edilen bir buluş olarak resmi şekilde açıklandı. İlk çekilen aşırı grenli ve bulanık fotoğraftan bu yana fotoğrafçılık alanında pek çok buluş ortaya çıkmaya devam etti.

O günden bu yana, teknolojiyle birlikte gelişen fotoğrafçılık, kişisel bakış açısının, olayları yorumlamanın ve en güzel anılarımızın unutulmaması adına vazgeçilmezimiz oldu. Bugün artık akıllı telefonlarımız bile birbirinden güzel fotoğraflar çekmeye imkan veriyor. Araç ne olursa olsun, fotoğrafın büyüsü, anı dondurma isteği, belgeleme ihtiyacı hiçbir zaman kaybolmadı.

Kimimiz zevk için, kimimiz iş için; kimimiz amatör, kimimiz profesyonel…. Hayatımızıda kesinlikle var olan ve olmaya devam edecek olan fotoğrafçılık dünyamıza renk katmaya devam edecek.

abanoz

Abanoz

Karamürsel ilçesine bağlı ufak bir balıkçı kasabası olan Ereğli’de yaşayan, teknelerini yaşam mekânı ve varoluş meselesi sayan balıkçıların hikâyesini konu almaktayım. Bölge kültüründe önemli bir yere sahip olan balıkçılık, av sezonuyla başlayan ve beş aylık süreçte tüm hayatlarını tek bir odakta topluyor. Havanın kararmasıyla başlayıp, şafağa kadar süren av turları ile tüm gecelerini insanlardan kopuk dar bir alanda geçirmelerini sağlıyor. Yaşamını açık denizlerde vakit geçiren ve doğanın hoyrat, plansız çalışma koşullarına ayak uydurmaya zorlanan bu kişiler bir süre sonra bunu bir yaşama biçimine dönüştürür. Dış dünyanın acımasızlığından kaçmak isterken daralmış ve boşluk içerisinde bir yaşamın içine hapsolmalar, hayat içerisindeki diyalogsuzluğu kopukluğu tekne içerisine de yansıtan bu kişiler aslında bu sorunun yaşadığımız coğrafyadan değil insanların kendi iç coğrafyalarından kaynaklandığını görürüz. Diyalogsuzluk içinde haftalık dizilerle ve kâğıt oyunlarıyla vakit geçirip iş saatlerini bekliyorlar. Bu genel hayat tarzını tekne içine dar alanda yaşamaları dünyayı yansıttığı için dünyayı bu gözden fotoğraflamak ve bu kopuk yaşam tarzını insanlara yeniden göstermek istedim.

Tekne hayatında ki yaşam monoton ve durgun bir biçimde devam ederken bu daralmış dünyaya tezat bir biçimde mobil cihazların hızlılığı, anlık oluşu ve dünya üzerindeki etkisini göz önüne olarak bu farklı dinamiği bir arada göstermeyi tercih ettim. Gün geçtikçe artarak devam eden mobil cihazların fotoğraf sanatına olan olumlu etkisini göstermek istedim. Bunun yanı sıra mobil fotoğrafların anlık olması ve hızlı tüketilmesini durağan hayat tarzı ile harmanlayarak bunun eleştirisini yapıyorum. Modernizmin gerçekçiliği ile tüm saplantıları yerle bir etmesi diğer yandan ise sosyal kodlarla anlık ve uçucu oluşunu göz önüne seriyor. Konuyu fotoğrafçının koyduğu standartlar üzerinden algılamamıza yol açıyor. Okumayanları bilgilendiriyor, vicdan uyandırıyor, kısacası dünyamızın hızını azami seviyede hızlandırıyor oluşuyla erken dönem fotoğraf belgeselden esinlenerek, en yavaş yaşam alanı olan balıkçı tekneleri üzerinden konuyu inceliyorum.

Susan Sontag’ında dediği gibi; ‘Neyin bakmaya değer olduğunu ve neyi gözlemlemeye değer olduğunu öğreniyoruz.’